KADINA ŞİDDET ÜZERİNDEN ERKEĞE NEFRET PROPAGANDASI

2 Haziran Çarşamba 2021
  

Aile içi şiddet coğrafya tanımaksızın tüm insanlığını tehdit
ediyor.

Bu tehdidi en ağır biçimde tecrübe edenler maalesef
“kadınlar”.

Burada şunu ifade etmekte fayda var: Şiddet şiddettir;
cinsiyet değiştirmez; erkek, kadın, çocuk, büyük kimin
başına gelirse gelsin, cezası; misliyle bu fiili işleyene
uygulamak olmalıdır.

Can yakan, canının gideceğinden korkmalı.
Onun için kısasta hayat var…

Sürekli "kadın cinayetleri" vurgusu, “kadını erkeğe
düşman etmeye çalışan bir sloganik medya
propagandasıdır.” Kadın cinayetlerini istismar eden,
bunun üzerinden aileyi hedef alan, gençleri yuva
kurmaktan soğutan tipler var.

Amaçları; erkek ve kadını birbirine düşman edip aile
kavramını ortadan kaldırmak.

SAMSUNDAKİ CÂNÎNİN YAPTIKLARI İNFİAL
YARATTI
Yol ortasında, kızının çığlıklarına bakmayıp annesini
öldüresiye döven vicdansızın görüntüleri toplumda infial
yarattı.

Son dönemde artan bu tür üzücü vakaların en büyük
nedeni toplumun merhametten uzaklaşması, gönüllerin
kuraklaşmasıdır. Alkol ve uyuşturucu kullanımının
artması, dinî ve ahlaki değerlerin hayatın her alanına
hâkim olmamasıdır. Allah'tan uzaklaşan insan hem
kendine hem çevresine zarar veren bir canavara
dönüşmektedir.

Bundan 150-200 sene önce gerek Avrupa’da gerek
Asya’da , “din“ aile tarafından çocuklara anlatılırdı. Dinin
hâkim olduğu bir cemiyet yapısı vardı.

1900’lü yılların başından sonra dünyada “pozitivizm”
yayılmaya başladı. “Din ilerlemenin önündeki engeldir.
Bilim harici her şey safsatadır” felsefesi dünyada hızla
yayıldı.

Ninelerimiz birinci, babalarımız ikinci dünya savaşından
sonra dünyaya geldiler ve bu felsefenin egemen olduğu
eğitim politikalarıyla büyüdüler.

Bu süreç, dinin cemiyette dominant gücünü kaybettiği bir
yüzyıl oldu. Cemiyete pozitizmin mirası olan
septisizm(şüphecilik), ateizm(Yaratıcıyı kabul etmemek)
ve deizm (Tanrıyı tanıyıp dinleri tanımama) gibi fikirler
yayılmaya başladı.

Son yıllarda ise “metafizik”görüş hâkim, dünyaya. Yani
dine yönelim var. Ama dedelerimiz, babalarımız ve
onların yetiştirdikleri nesiller ilimden irfandan uzak bir
yaşam içinde yaşadılar.

“Kandil Gecesi Müslümanlığı“ diye bir algı oluştu. Mevlit
okutan, kandil mesajları atan lakin dinin özüne inemeyen
bir kitle haline getirildik.

BİZLER “KADINA EL KALKMAZ” DİYEN BİR
GELENEĞİN EVLATLARIYIZ
Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in dilinde cinsiyet ayrımı yok!
İnsan olması bakımından kadın ve erkek eşit bir varlık.
Allah, İnsanları daha huzurlu ve mutlu bir hayat sürmeleri
için çift yaratmış. (er-Rûm 30/21).

İslâm’da Hıristiyanlıkta olduğu gibi ilk günah anlayışına
dayanan kadın karşıtı bir söylem yok. Erkek olsun kadın
olsun her doğan kişi günahsız, lakin sonradan işlediği
fiiller sebebiyle sorumlu. Kadınlar, Hıristiyan dünyasında
olduğu gibi hiçbir zaman toplumsal bir nefretin odak
noktasına yerleştirilmemiş.

Resûl-i Ekrem Vedâ hutbesinde “kadınlara iyi
davranılmasını” öğütlemesi; “Müslümanların en
hayırlılarının eşlerine en iyi davrananlardır” ve
“eşlerini ancak kötü kimselerin döver”, buyrukları ne
kadar da önemlidir.

İSLÂM ÖNCESİ ARAP TOPLUMUNDA KADIN
Çöl şartlarında devamlı göçebe hayat yaşayan, diğer
kabilelere baskın yapıp ganimet elde etmenin peşine
düşülen bir yapı mevcuttu, Araplarda.

Bu yaşam tarzında muharip(savaşan) sınıfında olmayıp,
tüketen sınıfında gözüken kadının rolü erkeğin rolünün
gerisinde kalıyordu. Baskınlarda yabancı kabilelerin eline
geçmesin diye, bazen kendi aileleri tarafından
öldürülüyorlardı.

Şehirde yaşayan kadınların toplum içinde yetkisi çok
daha fazla idi. Misal olarak, Ebû Süfyân’ın eşi Hind ve Hz.
Peygamber’in ilk eşi Hz. Hatice annemiz Mekke
aristokrasisinin varlıklı bir üyesi idiler.

Hz. Ömer’in, “Doğrusu biz Câhiliye devrinde kadınlara
önem vermezdik, nihayet Allah İslâm’ın gelişiyle
kadınlar hakkında âyetler indirmiş ve birçok hak
tanımıştır” sözü, İslâm öncesi dönemin genel kadın
anlayışını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. 

KADINA ŞİDDETİN ÖNÜNE NASIL GEÇECEĞİZ?
Feminist fikirlerle ve LGBT sapkınlarının istediği toplum
modelleriyle şiddetin önüne geçemeyiz.

Bünyemize uymayan “İstanbul Sözleşmesi” iptal
edilmelidir.

“Erkeği, savunma yapmadan evden uzaklaştıran
kanun” revize edilmelidir.

Çalışmayan evli hanımlara “asgari ücretin yarısı kadar”
ev hanımlığı maaşı verilmelidir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ; ailenin
önemini anlatan videolar, filmler çekilmesi için öncelik
etmeli; diyanet ve sivil toplum bu konuda teyakkuzda olup
konferanslar ve sohbetler tertip etmelidir.

***

“ELLERİNİ, EŞİNİN VE KIZININ SAÇLARINDAN,
EKSİK ETME OĞUL…
BİL Kİ; KADINLAR AÇLIKTAN ÖLMEZ,
SEVGİSİZLİKTEN ÖLÜR. “
Hacı Bektaşi Veli



  • Bu sayfayı paylaşabilirsiniz



Köşe Yazılarım

 Tümünü Gör

MURAT YILMAZ
mrtylmz.com

© Tüm hakları saklıdır